Nolan’ın oyuncağını elinden kim aldı?

Img

Sinemanın en özgün isimlerinden olan Christopher Nolan’ın yeni filmi The Odyssey vizyona girdi. 3 saatlik destansı bir anlatım beklentisi için sinema salonları şimdiden dolmaya başladı. Son zamanların en çok konuşulan ve izlenen filmlerinden biri olacağı kesin. Nolan’ın Hollywood’da edindiği yer, sinema yatırımcılarının kendisine açtığı alan, izleyicide son 20 yılda kazandığı itibar ve hep aha fazlasını yapacak olma beklentisi The Odyssey’i çok beklenen ve umut bağlanan yapım haline getirdi. Filmin PR süreci de 1 yıldan fazla zamandır hızlı ve güçlü şekilde yapılıyor. Karşılığını da alır gibi. Böylesi bir filmi iki açıdan değerlendirmek gerekiyor. Birincisi; Hollywood’da destanın yeniden ve çok büyük bir prodüksiyon ile çekiliyor olması. İkincisi ise Nolan’ın böylesi bir filmi yapıyor olması. İlki için beklentinin karşılanacağını söylemek mümkün. Fakat ikincisinde hayal kırıklığı yaşanabilir.

MEŞHUR DESTAN YILDIZLAR GEÇİDİ

Film hakkında teknik bilgi vererek devam edelim… Film, Homeros’un meşhur destanından uyarlama. İthaka krallarından olan Odysseus’un, Truva Savaşı’ndan eve dönüşünü anlatıyor. 10 yıl süren savaş, dönüş yolculuğunda yaşananlar ve geride bıraktığı vatanında yaşanan ihanetler hikayenin temelini oluşturuyor. Odysseus, geri dönüp intikamını alıyor. Film yıldızları geçidi elbette. Matt Damon, Zendaya, Tom Holland, Robert Pattinson, Anne Hathaway, Charlize Theron ve Lupita Nyong başrolleri paylaşıyor. Nolan’ın herhangi bir filminde oyunculukların kötü olduğunu görmedik zaten. Damon’ın başı çektiği başarılı performans söz konusu.

BU ‘LÜKS’ BAŞKA KİMSEDE YOK

Nolan, Hollywood’un “en lüks” adamı olabilir şu an. Elbette filmografisi ve başarısının getirdiği bir durum. Sinema tarihinde tamamı IMAX 70mm analog film kameralarıyla çekilen ilk uzun metrajlı film. Hoş, Türkiye’de bu özellikte bir salon yok. Dünyada da 40 civarı salonda sadece. IMAX salonda izlemenizi tavsiye ederiz. Normal salonda hakkını alamayabilirsiniz (Zaten normal salonlarda perde ışığının kısık tutulması gibi bir hastalık var son dönemde. Tasarruf namına yapılan şey film keyfinizi derinden zedeliyor). Nolan gerçekliğin peşinde koştu. Sıfır yakın dijital efekt kullanımı devasa fiziksel setler, animatronikler ve pratik efektlerle inşa edildi. Bu bakımdan çok özel işçilik olduğunu söyleyebiliriz. Gerçeğe yakın anlatı, beklenen ‘destansı anlatı’nın sinematografik etkisini sinema izleyicisine ulaştıramayabilir.

FİLMİN İLK KISMINDA RİTİM SORUNU

Filmin genel işleyişi, hikaye kurgusu ‘Nolanvari’ diyebileceğimiz bir yapıda. Yine kronolojik olmayan bir akış ve zamanda git-geller var. Ancak özellikle ilk kısımda bu yapı aceleci bir ritme ve boşluklara yol açıyor. Giderek kendimi tanımlayan yapısı orta kısımdan sonra kabul ediliyor. Nolan’a aşina olanların garipseyeceği bir durum değil ama filmin ilk kısmından bazı sahneler atılmış ya da süre kısalsın diye kısaltılmış gibi. Film genellikle Oppenheimer ile kıyaslanıyor. Hem önceki filmi olması hem de zamanı ele alan bir yapıda olmamasına rağmen zamanlar arası gidip gelen kurgusu sebebiyle haklı bir kıyas olabilir. The Odyssey kesinlikle Oppenheimer’den daha iyi bir film.

THE ODYSSEY NOLAN FİLMİ Mİ?

Peki, Nolan’ın genel filmografisinde nerede duruyor? Christopher Nolan’ın sinemada farklı yere koyan şey, zaman olgusunu hemen her filminde ele alması ve yöntemini de buna göre belirlemesi. “Akıl Defteri” ile tanıdık kendisini. Sinemaya eşsiz bir giriş yaptı. “Uykusuz” da benzer etkiyi devam ettirdi. Herkes Nolan’dn bambaşka şeyler bekliyordu. Hollywood da kendisine bu şansı verdi. “Prestij” ve “Kara Şövalye” serisi ile büyük prodüksiyon beklentisini karşılasa da esas hayranlığı “Başlangıç” ve “Yıldızlararası” ile yaptı. Özellikle “Yıldızlararası” sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmadı diyebiliriz (şahsi kanaatim elbette). “Tenet” de Nolanvari denebilecek son film oldu. Yani zaman olgusunu irdeleyerek yöntemini belirleyen son eseri… “Oppenheimer” ve “The Odyssey” ritmi itibarıyla Nolan eseri. Lakin zaman olgusunu ele almadığından bazı şeylerin eskilerden kalmış olduğunu hissediyoruz.

OYUNCAĞI ELİNDEN ALINAN ÇOCUK!

Tenet’in pandemi döneminde vizyona girmesi ve bekleneni verememesi Nolan’da olumsuz etki oluşturmuş olabilir. Açıkçası zaman meselesini ele almayan, oyuncağı gibi evirip çevirmeyen, bu bağlamda ontolojik sorgulamalara gark edip damağımızda ve dimağımızda eşsiz tat bırakmayan filmleri Nolan’a yakıştıramıyorum. The Odyssey, Oscar’da bolca adaylık ve ödül alıp Nolan’a şahlanış dönemi yaşatabilir. Ancak Nolan’ın neden sevdiğini bilenler, filmden umduğunu tam olarak bulamayacak. Gişede kesinlikle büyük kar elde eder ama tarihe geçecek bir başarı çıkmayabilir.

HELEN’İ SİYAHİ YAPMA SEBEBİ NEDİR?

Filmde en çok eleştirilen konulardan biri de karakterler için seçilen kişilerdi. Kenyalı-Meksikalı siyahi aktris Lupita Nyong’o’nun, destanda “dünyanın en güzel kadını” olarak bilinen Truvalı Helen (ve kız kardeşi Clytemnestra) rolüne seçilmesi tartışıldı. Ayrıca filmin daha başında Afrika kökenli rasta saçlı biri Yunanlı şair olarak resmediliyor. “Çeşitlilik” adı altında yapılan bu hamlenin Oscar’a göz kırpmak olduğu söyleniyor. Malumunuz Oscar ödüllerindeki çeşitlilik (DEI) kriterleri son dönemde gündem olmuştu. Filmde veya ekipte ‘dezavantajlı’ gruplardan (siyahi, TGBT, Asyalı, kadın, vs) birilerinin olma şartı aranıyor.

BÖYLE BİR FİLM ANADOLU’DA NEDEN ÇEKİLMESİN?

Biliyorsunuz ki bu destanın büyük kısmı Anadolu topraklarında geçiyor. Oysa film başka yerlerde çekildi. Elbette prodüksiyonel sebepler var. Fakat insan düşünmeden edemiyor; böyle bir film Anadolu’da neden çekilmesin? Bizim film endüstrimizin yapabileceği bir şey değil. Bütçe 250 milyon dolar. Ancak uluslararası bir ortaklıkla böyle filmlerin ülkemizde motor demesi güzel bir tahayyül olabilir

KAYNAK: YENİ ŞAFAK
yok

Author: Emre Aydın